YASİN AKTAY - GAZZE SAVAŞINDAN SURİYE’DEKİ DEĞİŞİME: ORTA DOĞU’DA DEĞİŞEN DİNAMİKLER - 17 Şubat 2025 Pazartesi

YASİN AKTAY - GAZZE SAVAŞINDAN SURİYE’DEKİ DEĞİŞİME: ORTA DOĞU’DA DEĞİŞEN DİNAMİKLER - 17 Şubat 2025 Pazartesi

YASİN AKTAY - GAZZE SAVAŞINDAN SURİYE’DEKİ DEĞİŞİME: ORTA DOĞU’DA DEĞİŞEN DİNAMİKLER - 17 Şubat 2025 Pazartesi


7 Ekim Aksa Tufanı’nın aşama aşama bütün dünya dengelerini sallayışının ardından Suriye’de 61 yıllık Baas rejiminin devrimci bir ruh ve anlayışla yıkılması Orta Doğu’da bütün dinamikleri değiştirmiş görünüyor. Şimdi bütün çevrelerde ve merkezlerde bu değişen dinamiklerin rengi, seyri, yönü ve bizi nasıl bir dünyaya doğru götürdüğü üzerinde duruluyor.
Durulması da gerekiyor. Herkesin kendi konumunu, hatta şimdiye kadarki bütün bakış açılarını, paradigmalarını gözden geçirmesini gerektiren değişimlerdir yaşadığımız. Yenilmez İsrail ordusunun ve istihbarat güçlerinin paçavraya dönmesi, onu hiçbir insani değer gözetmeksizin destekleyen ABD ve Avrupa’nın da bu yenilginin hükmen ortakları olması, terör örgütü olarak canavarlaştırılan Hamas’ın gerek savaş esnasında gerekse esir takası esnasında ortaya koyduğu direniş, maharet, kalite, asalet ve nazahat… İnancın ve umudun en çok yittiği ortamda ödenen onca bedelle birlikte bu asaletin içinden doğan umutlar…
Aynı şey Suriye için de sözkonusu. Herkesin artık hiç gitmeyecek diyerek Esed’le ilişkileri hiçbir şey olmamış gibi tekrar tesis etmeye başladığı anda üstüne çöken devrimin ifşa ettiği cürümleri ve şimdi ortaya çıkan yepyeni durum. Gece ile gündüz arasındaki kadar büyük bir fark oluştu kısa bir zaman içinde ve üstelik bu fark şimdi Ortadoğu’daki bütün dinamikleri değiştirmiş durumda.

İSRAİL’İN UMDUĞU GİBİ BİR “ERTESİ GÜN” YOK
Doha’da Aljazeera Araştırma Merkezi’nin yıllardır düzenlemekte olduğu ve her yıl gündemin önemli konularının önemli şahsiyetlerle tartışıldığı Aljazeera Forumun bu yılki gündeminde de bu başlık vardı: “Gazze Savaşından Suriye’deki Değişime: Orta Doğu’da Değişen Dinamikler”
Forum’a dünyanın her yanından ama konuyla ilgili çok sayıda siyasetçi, araştırmacı, gazeteci, akademisyen, entelektüel ve yazar katılıyor. Forumun paneller kısmının dışında katılımcılar arasında her köşede tam beyin fırtınaları gerçekleşiyor. Gazze’deki son durumların tartışıldığı bir oturumda savaş sonrası zorluklar ele alındı. Ateşkes sonrası şartların tartışılacağı konsepti İsrail ve Siyonist-ABD çevreleri aylarca “ertesi gün” başlığı altında ele almışlardı. Bu başlıkta Hamas’ın tamamen tasfiye edilmiş olacağı ve İsrail’in ezici üstünlük sağlamış olduğu bir sahne öngörülmüştü. Ancak bugün Doha’da konuşulan ve çok daha gerçekçi olan senaryo çok şükür bundan çok uzak. Bilakis şimdi Gazze’de insani yardımların nasıl ulaştırılacağı ve Filistin’in kendi kaderini tayin şeklinin nasıl olacağı konuşuluyor. Oturumda konuşan isimlerden biri Hamas Siyasi şube üyesi Basim Naim, Hamas adına ilk duyanların belki tavizkar gibi algılayacakları bir konum ortaya koydu. Ama zaten Hamas eskiden beri de bunu savunuyordu. Hamas’ın yönetimde olmak gibi bir ısrarı olmadığını söyledi ama hemen ekledi, eskiden beri Gazze’de yönetimde olmayı bir şart olarak sunmadı ama Filistin’in birliğini savundu ve dışarıdan herhangi bir vesayetin dayatılmasını reddetti, yine reddediyor. Filistin’e dayatılacak hiçbir çözümün uygulanabilirliği de yok. Tamamen Filistin halkının iradesiyle oluşacak bir yönetimde Hamas’ın örgüt olarak durmasına gerek yok, zaten Gazze halkının neredeyse tamamı şimdi Hamas direniş ruhunu benimsiyor. Batı Şeria’da da bundan farklı bir durum yok.

GAZZE İSRAİL İÇİN LANETLİ YER, ASIL HEDEF BATI ŞERİA
Aynı oturumda söz alan Filistin Siyasi Araştırmalar Merkezi Başkanı Hani el-Masri 7 Ekim’i İsrail soykırımının bahanesi veya gerekçesi olarak görenlere karşılık, Batı Şeria’da son zamanlarda karşılaştığımız Siyonist saldırganlığın 7 Ekim’den çok daha önce gündemde olduğunu anlattı. Üstelik bu saldırganlık bayağı Siyonist itikadı gerçekleştirmek üzere adım adım sahneye konuluyordu: “Batı Şeria’nın ilhakı 7 Ekim’den önce de işgalci güç tarafından konuşuluyordu. Yapılanlar 7 Ekim’in bir sonucu değil. Tevrat’ta geçtiği söylenen Yehuda ve’l Samira bozuk ve saldırgan itikadının bir sonucu. Şu ana kadar 10 binin üstünde insan tutuklandı, Batı Şeria’da şehit olan Filistinlilerin sayısı bini aştı. Batı Şeria’daki her Filistin şehri ayrı bir hapishaneye dönmüş durumda.”
Masri’nin anlattıkları üzerine salonda bulunan başka Filistinlilerle yaptığımız sohbette enteresan bir bilgi paylaşıldı. İsrail’in Gazze’ye yönelik soykırımının asıl motivasyonu hiçbir şekilde Gazze’nin işgali değil, bilakis onların cezalandırılması. Esasen Gazze İsrail’in mitolojik dini kaynaklarında “lanetli yer” olarak görülüyor. 50 yıllık işgalden sonra geri çekilmek zorunda kalması bu lanet anlatısını doğrulamış hatta kuşatma sonrası Gazze’de yaşanan direniş bunu daha da pekiştirmiş görünüyor. Gazze’den uzak durulması bile tavsiye ediliyormuş bu mitolojik anlatılarda. Ancak Batı Şeria için tam tersi anlatılar var ve orayı işgal ve ilhak etme yönünde eskiden beri bir hevesi var İsrail’in.

Bu arada Suriye’de de yaşanan değişimin ele alındığı oturumlarda Suriye’de “geçiş dönemi adaleti” ve bu değişimin bilhassa Gazze bağlamında nelere yol açabileceği üzerinde duruldu. Bir katılımcı İsrail basınında “Türkiye’nin yeni komşumuz olması, bütün dengeleri kökten değiştirecek bir gelişmedir” şeklinde yer alan yorumların önümüzdeki dönemin dengelerinde İsrail ve Türkiye’nin daha fazla karşı karşıya geleceği bir durum oluşturduğunu söyledi. Nitekim bu durum İsrail’i daha şimdiden tedbirler almaya yöneltmekte ve Golan’ın tampon bölgelerinde yeni üsler kurmaya yöneltmektedir. Sadece bu bile İsrail’in şimdiye kadar Esed rejimiyle ne kadar barışık ve uyumlu olduğunu göstermeye yeter.
Suriye’deki değişimin yankıları yeni rejimin doğasının, yönetim tarzının ve devlet ile toplum arasındaki ilişkinin çok ötesine uzanacağı kesin. Bu değişimin jeopolitik sonuçları muazzam olacak, bölgedeki ittifakları ve güç dengelerini yeniden şekillendirecektir. Arap-Arap ve Arap-bölge ilişkileri yeni bir aşamaya girecektir. Bu değişim Suriye’yi içeride, politik, güvenlik açısından, sosyal ve ekonomik olarak nasıl etkileyecek? Suriye’nin gelişen bölgesel ittifaklardaki konumu ne olacak? Arap ülkeleri bu dönüşümden ne ölçüde yararlanabilir ve Suriyelilere ülkeyi istikrara kavuşturmak ve yeniden inşa etmek için gerekli desteği sağlayabilir? Gibi sorular bu oturumlarda öne sürülen ve cevabı aranan sorulardı.
Kuşkusu Trump’ın devraldığı ABD yönetiminin bu süreç içinde dengenin yeni ve oldukça belirleyici bir unsuru olacağı kesin. Ancak bu belirleyiciliği de gereğinden fazla abartmamak gerekiyor. Bu dengeler içinde Trump’ın etkisi olacak ama istediği olmayacaktır. Onun etkisiyle kuvvetle muhtemel olacak olan şey Müslüman toplumların ve devletlerin ona karşı da olsa biraz daha birbirine yaklaşması ve hatta dünyada ABD’ye karşı daha özgür ittifakların oluşmasıdır.
Ortadoğu’da hatta bütün dünyada dengeleri etkileyen Gazze ve Suriye olayının her ikisinin demokratik olmayan yollarla, güç kullanımı yoluyla gerçekleşmiş olması da bilhassa İslam dünyasındaki toplumsal ve siyasal değişim dinamikleri açısından altı çizilen ve çizilmesi gereken bir başka konu.

 

https://www.yenisafak.com/yazarlar/yasin-aktay/gazze-savasindan-suriyedeki-degisime-orta-doguda-degisen-dinamikler-4677459