MUSTAFA ARMAĞAN - OSMANLI’DA BİLİM VAR MIYDI? - 02 Mart 2025 Pazar

MUSTAFA ARMAĞAN - OSMANLI’DA BİLİM VAR MIYDI? - 02 Mart 2025 Pazar

MUSTAFA ARMAĞAN - OSMANLI’DA BİLİM VAR MIYDI? - 02 Mart 2025 Pazar


Ne demişti Prof. Dr. Fuat Sezgin: 

“İşin ilginç tarafı, Müslümanların tarihte ne kadar büyük yerleri olduğuna önce Müslümanları inandıracaksın. Bu da işimizin ne kadar zor olduğunu gösteriyor.”

Bir başka profesör, merhum Necmettin Erbakan ise şunları demişti 1977 yılında:

“Defterdar dokuma fabrikaları (Feshane) bundan 150 sene önce yapılmıştır. O tarihte İngiltere’de yapılan fabrikaların dört misli büyüklüktedir. Modern sanayi İngiltere’de doğdu diyorsanız sizin yaptığınız o tarihteki dokuma fabrikalarını getirin, bizim yaptığımızı yan yana kuralım, aradaki farka bakınız. Şimdi biz bugün ‘İyi, yaşasın, dört misli fazla (büyük) yapmışız’ diye seviniyoruz. Halbuki 150 sene önce İngiltere böyle bir fabrika yaptığına göre, elbette Osmanlı İmparatorluğu’na bunun 4 mislini yapmak yakışır diye herkes düşünüyor (olmalı). Onun için kendimizi ıslah etmeye mecburuz. Onun için üzerimizde yapılmış olan yanlış propagandaları silmeye mecburuz.” 

Şimdi Osmanlı’da bilimin 19. asırda ne durumda olduğuna bir misal olmak üzere Hekimbaşı Mustafa Behcet Efendi’nin hayatına göz atalım.


Mustafa Behcet Efendi 1774 yılında Hekimbaşı Hayrullah Efendi’nin torunu olarak dünyaya geldi. Kardeşi Abdülhak Molla da kendisi gibi hekimbaşılık makamına oturmuştur. 

Behcet Efendi medrese eğitimi gördükten sonra Süleymaniye Tıp Medresesi’nden mezun oldu. Arapça, Farsça, Fransızca, Latince ve İtalyanca öğrendi. Şeyhülislamdan sonra en yüksek makamlar olan Anadolu ve Rumeli kazaskerliklerine layık görüldü. Şairdir ayrıca. Son uykusunu Üsküdar Doğancılar’da Nasuhi Tekkesi haziresinde büyük babasıyla birlikte uyumaktadır. (Üstad Kadir Mısıroğlu buraya defnedilen son kişidir.)

14 Mart Tıp Bayramı varlığını Behcet Efendi’ye borçludur dersem bilgilendirici bir adım atmış olurum. 1827 yılında Tıbhane-i Âmire’nin (ve içinde bir sınıf olarak Cerahhanenin) kuruluş teklifini padişaha getiren, kurucusu ve nâzırı (müdürü) olan Behcet Efendi modern tıbbın Osmanlıdaki kurucusu sayılır.

İlklerin adamı olan Behcet Efendi aynı zamanda dünyada modern karantina uygulamasını başlatan kişidir. Osmanlı’da karantina teşkilatının kurulması onun eseridir. Onun zamanında kurulan Yüksek Karantina (Tahaffuz) Meclisi bugün Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü adıyla faaliyettedir. Osmanlı’nın başlattığı, Avrupa’nın da dikkat kesildiği karantina uygulamaları zamanla dünyaya yayılacaktır.


Telif ve tercüme olmak üzere 20’ye yakın eseri bulunan Mustafa Behcet Efendi’nin çiçek aşısı, fizyoloji, tarih, frengi, folklor, sağlık rehberi vb. hakkındaki kitaplarından başka burada sözkonusu edeceğimiz “Kolera Risalesi” üzerinde yeterince durulmamıştır.

Mustafa Behcet Efendi’nin halkı bilgilendirmek maksadıyla yazdığı 12 sayfalık Kolera kitapçığı Miladi 1831 tarihinde 4,000 adet basılmış ve devlet büyükleri, sivil ve askeri görevliler ile mahalle muhtarlarına ücretsiz dağıtılmıştır. 

Kolerayı Avrupa’ya öğreten kitap

Tabip ve bilim tarihçisi Prof. Dr. Aykut Kazancıgil Kolera Risalesi hakkında şu tespitlerde bulunur:

“Henüz mikrobu keşfedilmemiş olan kolera hakkındaki epidemiyolojik gözlemlerini yayınlamıştır. Özellikle epidemilerin (salgınların) çıkış noktası hakkındaki gözlemleri dikkat çektiğinden bu risale, Almancaya çevrilmiş ve önemli bir dergide yayınlanmıştır. Türkçeden yabancı dillere yapılan ilk çağdaş çeviri olan bu gözlem kitapçığı, yıllar sonra bir defa daha ve önemi dolayısıyla Fransızcaya çevrilmiştir.” 

 

 İlk olarak 1820 yılında Hindistan’ın Ganj kıyılarında ortaya çıkan ve oradan dünyaya yayılan kolera salgını hakkında bilgi vermekle yetinmeyen yazar söz konusu hastalığın nasıl tedavi edileceğini de anlatmaktadır. 


Eserden derli toplu bir şekilde ilk bahseden Dr. Feridun Nafiz Uzluk onu şu şekilde tanıtmaktadır:

“Epidemiologie bakımından büyük önemi olan bu Dergi (kitapçık) ile o zemanlar henüz Mikrobu keşf edilmiyen (keşfi 1883’de Alman R. Koch tarafından Mısır’da vukua gelmiştir) Cholera hakkında, Korunması, Tedavisi, seyri gibi dikkati çeken sorguları (meseleleri) aydınlatıyor.” (“Cholera Risalesi”, Türk Tıp Tarihi Arkivi, Cilt 1, No 4, 1935, s. 145-151.)

Devamında kitapçığın “Türk tıbbının küçük bir abidesi” olduğunu söyleyen Dr. Uzluk’un bir de üzüntüsü vardır. Şöyle yazar 1935 yılında:

 “Kitabın diğer interessan yönü Europaca tanınması ve Alman diline tercüme edilmesidir. 19 uncu asırdaki Modern Türk tıbbının Fenni bir küçük abidesi olan mini mini kitab: Cholera. Hufelands Journal Band 74 oder 67 des Neuen Journals, Seite 33-47. «Die Cholera - Epidemie zu Konstantinopel und Verhaltungsmassregeln dabei» von Bechzet, Leibarzt des Türkischen Kaisers. Aus dem Türkischen übersezt und mit Amerkungen begleitet vom Fursten Demetrius Maurocordato zu Berlin.» Eğer şu Hufeland Mecmuaları

elimde olsaydı Maurocordato’nin hangi maddeleri şerh ve tafsil ettiğini anlardık.” (s. 143)

Bundan sonra kitabın 1831 yılında basılan Türkçesi ile başka bir kaynakta bulduğu Almanca tercümesini yayınlayan Dr. Uzluk’un hayıflanmasını bugünün imkânlarıyla giderebilecek durumdayız. Risalenin Almanca neşrine tarihçi Yeşen Dursun beyin gayretiyle ulaştık. (Kitap Arapçaya ve Fransızcaya da tercüme edilmiştir.)

Bir Osmanlı âliminin kolera hastalığı hakkında yaktığı aydınlanma ateşi Almanya, Tunus, Fransa derken dünyaya yayılmış, hem Osmanlı insanına, hem de insanlığa Tıp Bayramı, karantinahane ve kolera salgını hususlarında mühim hizmette bulunmuş olmanın huzuruyla aramızdan ayrılmıştır. 

Mustafa Behcet Efendi’nin aziz ismini “Millî” olduğu iddiasındaki Eğitim Bakanlığımız ders kitaplarına geçirmekte pek cimri davransa da biz unutmayacak ve unutturmayacağız. 

Üsküdar’da Nasuhi Camii’nin önünden geçerken yola bakan mezar taşlarından birinin “Gel evlat, sana Osmanlı’da bilim var mı yok mu? Anlatayım” dediğini duyduğunuz gün öz babanızla konuşmaya başlamışsınız demektir.

 

https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/mustafa-armagan/osmanlida-bilim-var-miydi-48178.html