Eskiden dert babaları varmış, başı sıkışan ona yakınıp rahatlarmış. Bu satırların yazarı de zamanla ona benzemiş olmalı ki dert dolu sinelerin müracaatgâhlarından olmuştur.
Nitekim dün Yozgat’tan 70 yaşlarında bir bey aradı. Dertliydi, beni de dertlendirdi tabiatıyla. Gözyaşları içinde babasının hatıralarını nakletti. Kur’an yasaklanmış. Jandarma baskın yapacak diye haber gelince köye, ne yapayım diye düşünmüş. Toprağa gömse bulunur, yaksa gönlü elvermez. Hava kararınca dereye inmiş ve salavat getire getire suya bırakmış kitapları.
Anadolu’da benzeri binlerce olay yaşanmıştı Tek Parti devrinde. Dindarlara yapılan zulümlerin zinciri Ezan-ı Muhammedî’de “Allah” demenin yasaklanmasından başlar, Mevlid okutma, hatta Hac yasağına kadar uzar, gider. Din eğitimi yasaktır, koca Türkiye çapında sadece 7 Kur’an Kursu açıktır ama oralardan da kaç kişinin mezun olabildiği meçhuldür.
Faciaya bakın ki cami satmak serbesttir de, Kur’an öğretmek yasaktır. Evde mushaf bulundurabilirdiniz ama Kur’an okumayı öğretecek elifba cüzüyle yakalandınız mı, yandığınızın resmiydi. Onun için suç mahallinin(!) etrafında çocuklar nöbet tutar, jandarma veya polis geldi mi ıslık çalarak haber verir, çocuklar arazi olur, cüzler derhal saklanırdı.
Tabii gönlü Kur’an aşkıyla yanıp tutuşan ninelerimizi unutursak haksızlık etmiş oluruz. Onların evlerinin basılması pahasına mahalle çocuklarına Kur’an öğretme gayreti bambaşka güzelliktedir. İşte size altın bir tablo:
“Malatya’dan M.D. anlatıyor:
Yıl 1947, aylardan Mart ve ben o zaman 8 yaşlarındayım. 2 aydır gidip geldiğim İlyas Mahallesi, Akça Sokaktaki 2 katlı ahşap evinde benim gibi 15 kadar talebeye Kur’an okumasını öğreten Ayşe Hoca’nın evinin üst katındayız. O gün, bir ders önce hocanın bana vermiş olduğu “Amme Cüzü”ndeki dersime çalışmanın verdiği huzur ile sıranın bana gelmesini ve hocamdan bir âferin kazanmak arzusunun verdiği çocuksu hislerimle baş başayım.
Birden bulunduğumuz eski evin kırık dökük kapısının alışılmamış bir şekilde vuruluşu ile hepimiz irkiliyoruz. Aşağı katta oturan kiracı kapıyı açıyor fakat hepimiz pür dikkat acaba ne var diye geleni merak ediyoruz. Hoca dersi bırakmış, elimizdeki kitaplarımız yana düşmüş vaziyette geleni merak ederken, kapıdan 5 polis ve bekçinin aniden içeri girişi hepimizi korkutuyor.
50 yaşlarında, nur yüzlü o müslüman kadınlığın örneği Ayşe hoca hanım ayağa kalkıyor ve polislerle arasında şu konuşma geçiyor:
-Buyurun memur beyler, bir emriniz mi var?
-Siz burada çocuklara ne öğretiyorsunuz?
-Allah rızası için bu çocuklara Kur’an okumasını öğretmeye çalışıyorum.
-Kadın, sen bunun yasak olduğunu bilmiyor musun?
-Yasak olduğunu bilmiyorum, benim bildiğim, kötü şeyler yasaktır.
Bu konuşmaları dinleyen bizler ise kimimiz ağlıyor, kimimiz de korkudan kaçmaya çalışırken 2 polis elimizdeki cüzleri topluyor, hepsini gözümüzün önünde tekmelerken birisi de kibritle yakıyordu. Ayşe hoca hanımı bir polisin saçlarından tutarak üst kattan alt kata zorla indirişi ve yapılan hakaretleri ömrümün sonuna kadar unutamam.
Daha sonra bizleri ikişer kol halinde olmak üzere bugün anarşistlere dahi revâ görülmeyen hareketlerle ite kalka karakola götürdüler. Babalarımızı, babası olmayanların da yakınlarını karakola çağırdılar. Veli durumunda olanların, bizleri neden hocaya gönderdiler diye ifadeleri alınıp yeterince hakaret yapıldı. Ayrıca biz mâsum sabilerin bir daha kendi kitabımız olan Kur’an’ı öğrenmek için hocaya gitmemizi önleyici gereken korkutucu tehdid ve tenbihten sonra belki de gıdasızlıktan solgun yüzlerimize birer tokat vurarak evlerimize gönderiyorlardı.
O, nur yüzlü ve kalbi imânlı hocamızın bu hadiseden 1 ay kadar sonra vefatı çocuk olmamıza rağmen içimizde büyük bir iz bırakmıştı.”
Suya verilen Kur’an’lar, kutsal kitabını öğreniyor diye tokatlanan çocuklar, bir harf öğreteyim diye çırpınan Ayşe hocalar ve daha niceleri. Bunlar hakiki tarihimizdir. Yazılmayan tarihimiz.
Not: İsmail Karakuzu’nunbumektubu rahmetli Kadir Mısıroğlu’nun çıkardığı Sebil dergisinin 11 Haziran 1976 tarihli 24. sayısından alınmıştır (s. 10).
https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/mustafa-armagan/kuran-okuturken-dovulen-ayse-hoca-hanim-47930.html