MUSTAFA ARMAĞAN - İNÖNÜ DEMEK BUNLAR DEMEKTİR SAYIN ÖZGÜR ÖZEL - 12 Ocak 2025 Pazar

MUSTAFA ARMAĞAN - İNÖNÜ DEMEK BUNLAR DEMEKTİR SAYIN ÖZGÜR ÖZEL - 12 Ocak 2025 Pazar

MUSTAFA ARMAĞAN - İNÖNÜ DEMEK BUNLAR DEMEKTİR SAYIN ÖZGÜR ÖZEL - 12 Ocak 2025 Pazar


Özgür Özel enteresan bir siyasetçi. Uzun ömürlü olmayacağı cümle âleme ayan olan CHP Genel Başkanlığı sırasında bize epeyce malzeme vereceğe benziyor sıra dışı sözleriyle. Haberler şöyle akmış ajanslara:

“İzmir’de Birinci İnönü Zaferi Yıldönümünde İsmet İnönü’yü Anma Programı’na katılan ve İnönü Müze Evi’ni ziyaret eden CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in müze çıkışında kullandığı ifadeler dikkat çekti: 

‘İsmet İnönü demek Türkiye ve Türkiye Cumhuriyeti demektir. Savaş meydanlarında kitabı elinden düşürmemek demektir. Memleketin o kadar derdi varken Almanca satranç dergisine abone olmak demektir. Fransızca biliyorken 50 yaşından sonra İngilizceye merak salmak demektir. Çağdaşı Mussolini’ler Hitler’le güçlerine güç, coğrafyalarına savaş, kan ve ihtirasla büyük felaketler getirirken İkinci Dünya Savaşı’nın dışında orduyu tutmak, her ihtimale karşı harp stoku tuttuğu için ekmeği, şekeri karneye bağlamak demektir.’

Allah söyletmiş doğrusu. Bunları yıllardır biz söylüyorduk da Özgür Özel’in yanı başında dikilenler iftira attığımızı iddia ederek saldırıyorlardı. Şimdi ağızlarının payını almış olmalılar. 


Demek İsmet İnönü demek millet açlıktan kıvranırken Almanya’da çıkan satranç dergisine abone olmakmış (ne yalan söyleyeyim; bunu ilk defa duydum). Ve İsmet İnönü demek ekmeği, şekeri karneye bağlamak demekmiş. 

Tabii bunlara eklenecek o kadar çok başlık var ki, hepsini saymaya müstakil bir ansiklopedi lazımdır. Bir kısmını Bilinmeyen Yönleriyle İsmet İnönü Gerçeği adlı kitabımdan okuyabilirsiniz. Ben burada kısa bir özet yapacağım İsmet İnönü’nün marifetlerinden. Gerisini doldurmak size kalmış.

 

Geldi İsmet, kesildi kısmet


İsmet İnönü’nün tarihini yazmak bir bakıma Cumhuriyetin ilk yarım asrını yazmaya kalkmaktır. Öldüğü 1973 Aralığında Cumhuriyet rejimi 50. yılını dolduralı henüz iki ay oluyordu. 25 Aralık 1973 günü o tarihte okumakta olduğum Bursa’daki Çelebi Mehmet Ortaokulu’nda yas ilan edildiğini hatırlıyorum. Yas, fakat…

Çocukluğumdan itibaren kulağıma fısıldananlar, Urfa’dan Bursa’ya, hafızama büyüklerin ektiği tohumlar, merhum Hamide ninemin “Geldi İsmet, kesildi kısmet” sözünü sık sık tekrarlaması, halk arasındaki “Sağır İsmet” yaftası, camileri kapatıp buğday ambarı yaptırdığı, ezanı ve Kur’an öğretimini yasaklattığı (ezan M. Kemal devrinde yasaklandı gerçi ama halk 1941 yılında akla zarar ‘ezan kanunu’nu çıkarttığı için bu menfi icraatın hepsini ondan biliyordu), ekmeğin karneyle alındığı, memlekette kıtlık ve açlık yaşanırken gösterişli heykellerini yaptırdığı gibi yaşanmışlıklara duyulan infial ve millet açlıktan kırılırken Batı müziği konserlerine gitmesi gibi halka rağmenci tavrı hiç mi hiç affedilmemişti. 

Bu ve benzeri hikâyeleri duyarak büyüdüm. 

Öte yandan kitaplarımızda İnönü’nün muzaffer komutanı, Lozan kahramanı, büyük devlet adamı, ülkemizi İkinci Dünya Savaşı’na sokmayarak büyük bir felaketi önleyen Reisicumhur vs. gibi sıfatlarla övülüyordu. 

Yıllar sonra araştırdığımda halkın dediklerinin hemen tamamının doğru olduğunu, kitaplarımızda yazılanların ise şişirme veya yalan olduğunu gördüm. Özellikle de tarih kitapları okumaya başladığımda gördüm ki bana büyüklerimin anlattıkları aslında azmış. Neler, neler varmış daha anlatılacak…

Onları kısa başlıklar halinde sıralayalım buraya ki unutulmasın.


 İnönü’nün marifetleri

- Milli Mücadele’ye karşı oluşundan tutun da Amerikan mandacılığındaki ısrarına, 

- Komutan olarak İstiklal Harbi’ndeki beceriksizliklerinden tutun da Lozan’daki ağır kayıplarımıza, 

- Takrir-i Sükûn Kanunu ile kendisine diktatörlük yetkileri çıkartarak demir yumrukla basını, siyaseti, sosyal hareketleri, fikir hayatını, eğitimi zapturapt altına alışından Dersim katliamının 1937 safhasındaki aktif rolüne, 

- Önceleri Türkçü ve ırkçı demeçler verirken 1944 yılında bu defa Atsız gibi Türkçüleri tabutluklara kapattırmasına, 

- Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ile Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kapılarına kilit vurularak demokratik hayatımızın en az çeyrek asır vakit kaybetmesine,

- 1925’te Gazi Mustafa Kemal ile birlikte inşa ettiği Tek Parti yönetimini 20 yıl sürdürme kararlılığı yüzünden ülkenin çok partili hayata geçme ve demokratik gelişme noktasında geç kalmasına,

- 1946 yılında dışarıdan zorlamayla razı olduğu ilk çok partili seçimde imza attığı oy çalma rezaletlerine,

- Köy Enstitülerini Başbakan iken âlâ-yı vâlâ ile açıp rezaletler ayyuka çıkınca Cumhurbaşkanı iken kapatmasına,

- Türkiye’yi 1919’da deneyip başaramadığı Amerikan mandasına sokma adımlarını 1946’da atmasına,

- Demokrat Parti’ye ve Başbakan Adnan Menderes’e kan kusturmasına, 27 Mayıs’ı tezgahlamasına, Uşak olayları gibi ufacık taşlardan demokratik yolla seçilmiş bir iktidarı askeri darbeyle devirmek için canla başla çalışmasına, sonra da Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamına seyirci kalmasına, 

- 1961 yılında darbeciler tarafından ‘atandığı’ Başbakanlıkta (bundan büyük zillet olur mu?) beceriksizliğini son haddine vardırıp adlı adıyla bir Kıbrıs skandalına imza atmasına, çıkarma yapacağım diye söylenip dururken ABD Başkanı Lyndon Johnson’dan zılgıt yemesine, millî duruşu olan biri olsa bu zılgıtı iadeli taahhütlü olarak geri göndereceğine özür dileyici tonda cevap yazmasına, özrü kabul edilince Başkan Johnson’ın kendisini özel uçağı Whitebird’ü ile aldırarak Washington’a ayağına getirtmesine, ancak bu aşağılamadan sonra Paşamızın Amerikan rüyasından uyanmasına,

- Ve 50 yıldır başkanı olduğu Partisini çelişkili kararları sonucu ve iktidar hırsıyla tam bir çıkmaza sürükleyip kendi delegeleri tarafından düşürülmesine, düştükten sonra da intikamını almak için bu defa 50 yıllık partisi CHP’yi Anayasa Mahkemesi’nde kapattırmak için harekete geçmesine,

- Öldüğünde ise K. Atatürk’ün cenazesinden esirgediği dinî törenlerin tamamının -başına Kâbe örtüsünden parça konulmasına varıncaya kadar- kendi cenazesine uygulanmasına…

Bu millete en azından bir vakitler çektiği acıların bir ikisini hatırlattığı için Özgür Özel’e teşekkür borçluyuz.

Özgür Özel konuşsun bence, mahzuru yok. Ağzından kaçırdıklarıyla kendi partisine mensup olanlar da hakikatleri bir parça öğrenme şansını yakalıyorlar.

 

https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/mustafa-armagan/inonu-demek-bunlar-demektir-sayin-ozgur-ozel-47670.html