Esed ve İran güçlerinin mahvettiği Halep’i büyük ölçüde ele geçiren Türkiye’nin desteklediği muhalif güçlerin meşhur Halep kalesinin burçları üzerinde bayrak dalgalandırmasıyla Suriye iç savaşı yeni bir safhaya girmiş oldu. Misak-ı Milli sınırlarına dahil bulunan Halep artık daha güvenli. Türkiye’ye iltica etmiş yüz binlerce Halepli için de geri dönüş ümidi belirmiş durumda.
Netice henüz kesinleşmiş değil ama belli ki Türkiye bizzat değil ama kendisine bağlı muhalif güçler eliyle bölgede vazgeçilmez aktör olmak kararlılığında. Bu, Türkiye’nin dış politikasındaki eksen değişimini haber veren kritik bir gelişme sayılmalı. Arkası da gelecek gibi görünüyor.
Güncel gelişmeler ışığında yalnız Halep’i değil, bütün Suriye, Kuzey Irak, Filistin, Arabistan ve Mısır’ı Osmanlı şemsiyesi altına almak üzere yola çıkan Yavuz Sultan Selim devrine dönelim ve 508 yıl önceki heyecanlı günlerden bir haber damlatalım hafızanıza.
Kilis’in 30 kilometre güneyinde yer alan Mercidabık sahrasında ateş gücü yüksek toplarla donatılmış Osmanlı ordusu karşısında bozguna uğrayan Memluk askerlerinin sağ kalanları Halep’e doğru kaçmaktadır. Lakin Halep halkı kendilerine karşı bilenmiş vaziyettedir. Nitekim onları şehre sokmayacaklardır. Sebebi şudur:
“Çünkü Memluk kuvvetleri birkaç gün önce bu şehrin halkına o kadar çok kötülük etmişlerdi ki bunları unutmamış olan Halebliler, şehrin kapılarını kapamışlar, onları içeriye almamışlardı.”
Hatta Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in şehirlerine doğru gelmekte olduğunu işiten Halepli “ulemâ ve sulehâ” (alim ve salih kişiler) ile “ağniya ve fukarâ” (zenginler ve fakirler) Allah’a hamd ederek onu şehrin dışında törenle karşılamaya koşacaklardı (Kaynak isteyen şuraya bakabilir: Abdullah ibn Rıdvan, “Mısır Tarihi”, varak 160b’den aktaran Selahattin Tansel, Yavuz Sultan Selim, İstanbul, 1969, s. 145).
Halep’de bırakılan Memluk askerleri de korkularından şehri bırakıp kaçmıştı, çünkü öteden beri var olan Memluklere duyulan nefret ve düşmanlık Mercidabık yenilgisi üzerine zirveye çıkmıştı.
Sonuçta Yavuz Sultan Selim Han Halep civarına yaklaştığında karşıcı çıkan şehir halkı tarafından heyecanla karşılandı ve otağını kuracağı Gökmeydan’a Halep’in temsilcileriyle yürüyerek teşrif etti. Şehri temsil edenler muzaffer Padişahtan sadece şehirlerinin yağma edilmemesini rica ve kalenin anahtarlarını kendisine teslim ettiler.
İşte Yavuz Sultan Selim Han temsilcilerin ricasını kabul edip, bu o devre göre çok zengin olan ticaret ve sanayi şehrinin yağmalanmasına izin vermedi, hatta yağma girişimlerine karşı tedbir dahi aldırdı.
Tarihçi Dr. Selahattin Tansel’in bir başka yazma eserden aktardığına göre Haleb halkı sancaklar üzerine Mushaflar bağlamış ve yüksek sesle tekbirler getirip överek Padişahı karşılamış, yanı sıra “İnna fetahna leke fethan mubîna…” ayetini okumuşlardı. Nitekim bu manidar davranışın Yavuz Sultan Selim’in çok hoşuna gittiğini ve kendilerini çeşitli lütuf ve ihsanlarla ödüllendirdiğini görüyoruz.
“Bizi onların
elinden kurtar”
Osmanlı padişahının bazılarının iddia ettiği gibi bırakın katliam yapmayı ve güya “70 bin sivili” öldürmeyi, şehrin yağmalanmasına dahi izin vermeyişi yeterince anlamlı bir cevaptır ama tabii anlayana.
Yavuz Sultan Selim’in de layıkıyla anlaşılacağı günler gelir ümidiyle aşağıda çarpıcı bir belgeyi sizinle paylaşacağız.
Yukarıda bahsettiğimiz Abdullah bin Rıdvan adlı tarihçinin “Mısır Tarihi”ne bakılırsa daha tahta yeni çıktığı günlerde Mısır uleması bir Osmanlı elçisi vasıtasıyla Selim Han’a haber göndererek, Mısır’ı da istila etmesini ve Memlukleri ülkelerinden kovmasını arzu ettikleri bildirmişti. Şöyle ki:
“Gerçekten Mısır uleması, Mısır’a giden her Osmanlı elçisine gizlice “cevr-i Gavri’den” (yani Kansu Gavri’nin zulmünden) şikayet ve şer’-i şerife muhalefet üzre olduğun(u) hikâyet ve Padişah-ı adalet-güsteri (yani Yavuz Sultan Selim’i) Mısır’ı almaya davet ederlerdi.” (Tansel, age, s. 117.)
Halep gündemdeki sıcaklığını koruduğu için Topkapı Sarayı Arşivi’nde yer alan E-11634 nolu belge “kapak” olacak kadar manidardır.
Halep’ten henüz Antep’e dahi girmemiş bulunan Osmanlı Sultanına yazılan bu ilginç mektubun şehirdeki Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli mezheplerine mensup kadılar ile birçok Halepli ulemanın ve şehrin ileri gelenlerinin adına yazıldığını biliyoruz.
Özetlersek, Haleplilerin canlarına, mallarına ve ailelerine dokunulmayacağına söz verildiği takdirde şehirde gizlenen Memluklerin hemen yakalanarak Osmanlı kuvvetlerine teslim edilebileceğini veya Halep’ten kovulacağını, Padişah Ayntab’a (Gaziantep) ayak basar basmaz bütün ahalinin yola çıkacağını söylüyor ve “Çerkes” dedikleri Memluklerden kendilerini kurtarmalarını istirham ediyorlardı.
Bu tarihî mektubun bir kısmının sadeleştirilmiş hali şöyledir: “Haleb halkından kullarınız Sultan hazretlerinden can, mal ve ırzlarına dokunulmayacağı sözünü talep ederler. Halep için fikr etmiyorsunuz buyurursanız Memlûkleri yakalayıp elinize verelim veya düpedüz kovalım. Devletlu Sultanım, Anteb’e ayak bastığı vakit bütün Haleb halkı sizi orada karşılamaya gelir. Eğer Memlûkler daha önce davranırsa bizi onların elinden kurtarmak kâfirin elinden kurtarmak gibidir. Hünkârın devletlu başı için (Allah) bizi Memlûklerin elinde esir eylemeye, önce Padişah gele. (…) Haleb’de şeriat hükümleri yürümez. Çerkesler (Memlukleri kastediyorlar-MA) nasıl isterse işler öyle olur, beğendikleri her şeye, kadın dâhil, hemen mâlik olabilirler, çünkü onların her biri bir sultandır. Bizden her üç ev başına bir ‘yaya’ istediler, razı olmadık. Bundan dolayı bize düşman oldular.” (Tansel, age, s. 118.)
Yani gerek Halep ve Şam’da, gerekse Mısır’da çeşitli sınıflar arasında Memluk idaresine karşı büyüyen bir hoşnutsuzluk vardı ve bu sebeple Osmanlı padişahına kendilerini kurtarması için ricada bulunuyorlardı. Halk bir kurtarıcı bekliyordu. İşte o ‘kurtarıcı’ Yavuz Sultan Selim olacaktı.
Ve Türkiye tarihten gelen kurtarıcı misyonu icabı muhalif güçlerle birlikte 508 yıl sonra yeniden Halep’te.
Sen istediğin kadar ‘büyük devlet olamayız’ de; ne çare, büyük devlet olmak senin alın yazın.
https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/mustafa-armagan/halepliler-yavuza-bizi-zalimlerden-kurtar-diye-yalvarmisti-47251.html