Bu yazıyı Diyarbakır’dan gönderiyorum. HÜDAPAR’ın düzenlediği Kürt Meselesine İnsani Çözüm Çalıştayı’na katıldım ve yarım saat süren bir konuşma yaptım. Bediüzzaman Said Nursi’nin neden TBMM’ye geldiğini, Ziya Gökalp’in kitaplarının nasıl yasaklandığını ve ölümünden evvel aç bırakıldığını, nihayet Erzurum Kongresi’ndeki ana gündem maddeleri arasında Türk-Kürt kardeşliği bulunduğunu anlattım.
Tabii en çok dikkat çeken bahis Erzurum Kongresi oldu. Aşağıda konuşmamda bahsettiğim meseleyi geniş olarak açıklayacağım.
Kitaplarımızda geçen “Erzurum Kongresi kararları”nın ilki güya şuymuş:
“Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez.“
Sormak gerekir: Misak-ı Millî’nin ilanından aylar önce, 1919 Ağustos’unda “millî sınırlar” mı vardı?
Kongre kararlarının aslına baktığımızda meğer 1. madde şöyleymiş:
“Trabzon vilayeti ve Canik sancağıyla Şark vilayetleri adını taşıyan Erzurum, Sivas, Diyarbekir, Elaziz, Bitlis vilayeti ve bu saha dahilindeki bağımsız vilayetler, hiçbir sebep ve bahaneyle diğerlerinden ve Osmanlı camiasından ayrılmak imkânı düşünülmeyen bir bütündür. Mutluluk ve felakete tam olarak katılmayı kabul ve mukadderatı hakkında aynı amacı benimser. Bu bölgede yaşayan bütün Müslüman unsurlar diğerlerine karşı fedakârlık hissiyle dolu ve ırkî ve sosyal durumlarına riayetkâr öz kardeştirler.”
Gördüğünüz gibi Erzurum Kongresinde adeta bir Türk-Kürt kardeşliği bildirisi çıkmıştır. Erzurum Kongresi adeta bugünkü sorunların konuşulduğu bir kardeşlik toplantısıyken bize içeriği boşaltılarak anlatılmış!
Sözün özü şu:
1) Erzurum Kongresi’nde hâlâ “Osmanlı camiası” içindeyizdir.
2) Kongrenin gayelerinden birisi, araları açılmak istenen Kürtlerle Türkleri yeniden birbirine bağlamaktır.
Peki Erzurum Kongresi kararları Kürtlükten nasıl arındırıldı?
Sonraki hemen bütün yayınlar kararların orijinaline inme zahmetine katlanmadıkları için neme lazım deyip Nutuk’ta yazılanları aktarmış ve orada Osmanlı’nın Müslüman unsurlarının, bu arada Türkler ile Kürtlerin vurgulandığı kaydını görmezden gelmişler.
Öte yandan, İnkılap tarihçilerinin ana kaynağı olan Nutuk’ta Erzurum Kongresi kararlarının Kürtlüğe veya Osmanlı’ya delalet edebilecek bütün cümlelerinden arındırıldığı da dikkat çekiyor.
Kur’an’ı yaşatmak için birlik çağrısı
Aslında bir değil, bir ay arayla iki Erzurum Kongresi düzenlendiği bilinmez. Biri bizim bildiğimiz Temmuz ayında toplanan Erzurum Kongresi, diğeri 17 Haziran 1919’da toplanan Erzurum Vilayet Kongresi. Bu ikinci kongreye sunulan bir rapor, güncelliği itibarıyla ele alınmaya değer.
Rapora göre Doğu Anadolu’da Ermeniler, Avrupalılar ve “şahsî çıkar sağlamak isteyen” bazı kimselerin ortaya attığı bölücü fikirlerin başında “Kürtlük-Türklük meselesi çıkarmak” geliyor. Yabancılar Türkler ile Kürtlerin birbirinden nefret etmesini istiyormuş. Kürt yönetimi kurarak Doğu gençliğinin birleşmesine imkân bırakılmıyormuş. Nihayet Kürtler ile Türkleri birbirine düşürerek bölgede Ermenilerin hakimiyeti sağlanmak isteniyormuş.
Bu ilginç raporda Kürtlerin aslında Ermeni oldukları yönünde propaganda yapıldığı kaydediliyor ve bir milletin diğerlerinden din, karakter, âdet ve dil itibariyle ayrıldığı belirtiliyor. Irk fikri reddediliyor ve Ermenilerin Hıristiyan, Kürtlerinse Müslüman oldukları üzerinde duruluyor. Karakter bakımından Kürtlerin Türklere Ermenilerden daha yakın oldukları bir grafikle gösteriliyor. Varılan hüküm şu:
“Türk ile Kürt arasında dinî ortaklıktan başka soy itibariyle de bir bağın varlığını teslim etmek zaruridir.”
Erzurum Kongresi’nden bir ay kadar önce toplanan bu ön kongreye sunulan raporda işlenenler sanki bugünden geçmişin dağlarına çarparak yankılanmış gibidir. Beraberce şunları okuyoruz:
“Türk Kürtsüz, Kürt Türksüz yaşayamaz. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de Türk ile Kürt’ün aynı tarih, aynı çıkar, aynı hayat sahibi olacaklarını kabul etmemek mümkün değildir. Bu kadar derin ve esaslı bağlarla birbirine bağlı bulunan Doğu vilayetleri Türk’ü ile Kürt’ünü ayırmak her ikisini de ölüme mahkûm etmek demektir. Bugün gözümüzü açarak yaralarımızı öz elimizle sarmaya çalışır, dışarıdan gelen Kürtlük-Türklük gibi ayrıştırıcı telkinlere kulak asmazsak hem memleketimizi kurtarır, hem de herkesin mutluluğunu sağlayacak esasları hazırlarız.”
“Tarihî bir anda bulunuyoruz” diyen bu önemli rapor şöyle sürüyor:
“Duygusallığa kapılarak düşmanlarımıza hizmet etmekten sakınma göreviyle mükellefiz. Son fırsat elimizde. Bunu da kaybedersek tarihimizi aşağılanmayla kapamış ve Hazret-i Kur’an’ı elimizle defnetmiş oluruz. Hakkımızda çevrilen entrikaları, düşünülen felaketleri sonuçsuz bırakmak yalnız bir şeye, Doğu vilayetleri Müslümanlarının ittihad (birlik) ve ittifakına bağlıdır.”
Bundan 106 yıl önce Erzurum’da toplanan Vilayet Kongresi’nde söylenmesi gerekenler söylenmiş aslında.
Eğer Erzurum Kongresi’ndeki şu altına imzamızı gönül rahatlığıyla atacağımız yaklaşım sonradan bozulmayıp devam ettirilebilseydi muhakkak ki ne PKK’ya alan açılmış olur, ne de çözüm süreçlerine ihtiyaç duyulurdu. Ama olan oldu. Bugün geçmişten hisse kapıp geleceğe bakma zamanıdır. O zaman denildiği gibi “Son fırsat elimizde.”
Not: Raporu Bekir Sıtkı Baykal’ın “Erzurum Kongresi ile İlgili Belgeler”den (Ank. 1969, s. 40-52) aktardım.
https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/mustafa-armagan/erzurum-kongresinde-ana-gundem-turk-kurt-kardesligiydi-48035.html