DURSUN GÜRLEK - KÂNÛNÎ SULTAN SÜLEYMAN’IN MUHTEŞEM MEKTUBU - 02 Şubat 2025 Pazar

DURSUN GÜRLEK - KÂNÛNÎ SULTAN SÜLEYMAN’IN MUHTEŞEM MEKTUBU - 02 Şubat 2025 Pazar

DURSUN GÜRLEK - KÂNÛNÎ SULTAN SÜLEYMAN’IN MUHTEŞEM MEKTUBU - 02 Şubat 2025 Pazar


İstanbul’da cemaati hayli kalabalık olan iki cami vardır ki, bunlardan biri Eyüp Sultan Camii, diğeri de Fatih Camii’dir. Bu iki mabedin beş vakitte dolup taşması tabii ki bânilerinden ve biraz da meskûn bölgelerde bulunmalarından kaynaklanıyor. Bilindiği üzere her iki cami de Fatih Sultan Mehmet’in eseridir. Ancak İstanbul’da meydana gelen büyük depremlerden birinde ikisi de yıkıldığı için daha sonra gelen iki padişah tarafından müceddeden yani yeniden yapılmıştır. Fatih Camii’nin bâni-i sânisi (ikinci kurucusu) Sultan Üçüncü Mustafa, Eyüp Sultanınki ise bu padişahın oğlu Üçüncü Selim’dir. Allah’ın rahmeti her ikisinin de üzerine olsun.

Eyüp Sultan’a her gidişimde, artık hangi vakte denk gelirse o vaktin namazını semte adını veren camide değil de, çevredeki cemaati çok az olan camilerden birinde kılıyorum. Bunun iki sebebi ise, bu tarihi mabedde görülen aşırı kalabalık ve bu kalabalıktan kaynaklanan izdiham. Bilmem ki belirtmeye gerek var mı, izdihamın olduğu yerde intizamdan söz edilemez ve insicam bozulur. Şurasını da hatırlatmak isterim; gerek iç avluda, gerekse şadırvanlı dış avluda görülen bu kargaşanın bir sebebi de lokum, çikolata vesaire dağıtmalarıdır.

Merak ettiğiniz ikinci sebebi de söyleyeyim. Eyüp Sultan Camii’nin mikrofonlarından yükselen aşırı ses dalgaları hem meydanda hem karşıdaki dükkânların camlarında ve duvarlarında dalgalar meydana getiriyor. Bu ses suikasti kulakları çok fazla rahatsız ettiği kadar hürmetsizliğe de sebep oluyor. Okunan Kur’an sesi - afvedersiniz - mabedin yakınındaki tuvaletlerde bile duyuluyor. Hani Kur’an’ı dinlemek farzdı! Neden fark edilmiyor? Dışarıdaki kalabalıklar Kelam-ı Kadim’i de, vaizin mikrofon çatlatan sözlerini de dinlemiyorlar. Sigaralarını tüttürmeyi, laklakaya devam etmeyi sürdürüyorlar. Bu konuda söylenecek daha çok söz var ama uzatırsam asıl mevzuya yer kalmayacak. Öyleyse esasa gelelim.

Geçen Pazar, Eyüp Sultan Camii’nin yakınında ve trafikten arındırılmış cadde üzerinde bulunan Bâli Baba Camii’ne gittim ve öğle namazını burada kıldım. Caminin içinde üzeri pûşideli bir de kabir bulunuyor. Mabedin tanıtım yazısı bozuk bir Türkçeyle yazılmış. Adı geçen camiye ben daha önce de gitmiş, çıkarken imam efendiye bu kabirde yatan zatın kim olduğunu sormuştum. Hocamız, kadı olduğunu belirtip daha fazla bilgi verme ihtiyacını duymamıştı.

Bâli Baba Camii, daha doğru ismiyle Bâli Hoca Mescidi hakkında kaynaklarda fazla bilgi yok. Mehmet Haskan merhumun, “Eyüp Sultan Tarihi” adındaki âbidevi kitabında kaydedildiğine göre, bu caminin bânisi Sultan Üçüncü Murat devrinde yaşamış olan Abdullah Bâli Efendi’dir. (1574-1595) Kendi de orada, camisinde medfundur. Mabed, Birinci Dünya savaşı yıllarında depo olarak kullanılmış. 1918 mütarekesinde boşaltılmış, ancak çok harap olduğundan ibadete açılamamış. Uzun süre dört duvar halinde kalmış. 1960’da mevcut şekliyle yeniden yapılmış ve yanına da bir bölüm ilave edilmiştir. Bundan dolayı iki mihrabı vardır. Minberi ahşaptır. Kitabesi ve haziresi yoktur. Eylül 1850 tarihinde Sultan Üçüncü Selim’in hanımı Refet Kadın Efendi mescide minber koyarak cami haline getirmiştir.

“Bâli” adıyla bilinen daha bir çok önemli şahsiyet var. Fatih’te bir de Bâli Paşa Camii bulunuyor. Ama biz “Bâli” adını duyunca hemen Malkoçoğullarından Gazi Bâli Bey’i hatırlıyoruz. Öyleyse sizi çok heyecanlandıracak ve tarih sevginizi bir kere daha galeyana getirecek bir mektubu, Cihan Hükümdarı Kânûnî Sultan Süleyman Han’ın Semendire Sancak Bey’i Gazi Bâli Bey’e yazdığı mektubu nakledeyim:

“İftihârü’l - havassi’l – mukarrebîn, mutemedü’l – mülûki ves-selâtîn, kâtitü’l - kefereti ve’l-müşrikin itibar sahibi Lâlam Gazi Bâli Bey;

Fermân-ı şerifim vâsıl olunca mâlum ola ki, tarafınızdan gönderilen mektubu alıp okuduktan sonra anlattıklarınız malumumuz olmuştur. On sekiz pâre kale fethetmişsin, otuz bin kızak Tersane-i Âmire’me gönderip, altmış bin baş göndermişsin. Berhüdâr olasın. İki cihanda yüzün ak, ekmeğim sana helal olsun. Bir tuğ rica etmişsin.

Yâ Gazi Bâli Bey, daha bir tuğ zamanı değildir. Gerçi sen bize bu hizmeti ve iyiliği eyledin. Biz dahi senin iyiliğin karşılığında sana üç iyilik ettik:

Birincisi sana ‘Emirü’l – Mü’minin’ hitabıyla hitap ettik; ikincisi sana hil’at-i fâhire gönderdik. Üçüncüsü ise, sana Hazret-i Resul-i Ekrem Sallallahü Aleyhi Vesellem Efendimizin tuğunu verdik.

Seni bu üç nesne ile tâzîm ve tekrim eyledik. Bunların üzerine asla bir ihsan olmaz. İmdi sen dahi bu iyiliklerin şükrünü yerine getirmeye gayret eyleyesin. Ve her işi Allah’tan bilesin ve zinhar nefsine gurur getirmeyesin. Kendi kılıcım ile ‘bu kadar memleket fetheyledim’ demeyesin. Memleket Allah’ındır. İkinci olarak Hazreti Peygamberindir. Üçüncü olarak Hakk’ın izni ile ben halifenindir.

Ve bey olmak iki kefeli bir terazidir. Bir kefesi cennet, bir kefesi cehennemdir. Şunlardan ola gör ki gözleri uyur ise, kalbleri uyanıktır. Her işin başı adalettir. Adaletli ol ki, her günün ibadete sayılsın. Hak Sübhânehû ve Teâlâ cümlemizi âdil kullarından eyleye.

Serasker olman ve beyliğin hasebiyle hükmünün geçtiği yerlerde olan zulüm için mahşer günü bize sual olunur ise senin yakana yapışırım. Ola ki, o günde mahcup olmayıp yakanı benden selametle kurtarasın.

Bir kişiyi hizmette kullanmak murad edersen zinhar o kişinin dış görünüşüne itimat eylemeyesin. Çok kimseler var ki elinde fırsat olmadığı zaman sevimli yüzünü gösterirler. Eline fırsat geçtiği anda Nemrut olurlar. Velhasıl insanları tecrübe edesin ve sonra aldanmayasın. Göz kulak açasın.

Eğer beyler ve vekiller iyi insan olsa halkın hakkı ve hali iyi olur. Halk beylerin çerağı (otlağı) gibidir. Her kim çerağına bakmazsa hâli yaman olur. Bazı kimseler vardır ki gündüz oruç tutar, gece namaz kılarlar. Amma putperest odur ki mala muhabbet edenlerdir. Halkı mal sevmekten başka hiçbir şey azdıramaz!

İmdi sen dahi fani olan şeye meyl ve muhabbet eylemeyesin. Nimetleri Allah’ın kulları üzerine harcayasın. Kerem elini açasın. Hased üzere olmaktan uzak durasın. Mal eksilir diye huzursuz olmayasın. İhtiyaç ve zaruret hâsıl olunca buraya bildiresin. Mevcut olan hazineden sana üç dört kese harçlık vermeye aczim yoktur.

Feth olunan kalelerin mal ve erzaklarının tamamını beytülmâl için almayasın. Zinhar rızây-ı hümâyunum yoktur. Beytülmâl için beşte birini alıp, gerisini İslam askerine dağıtasın.

İslam askerine riâyet eyleyesin. İhtiyarlarını baba bilesin. Daha küçüklerini kardeş bilesin. Daha küçüklerini oğul bilesin. Oğullarına merhamet ve şefkat edesin. Karındaşlarına ikram eyleyesin. Babalarına tâzim ve ihtirâm eyleyesin. İslam askerine hiçbir surette zorluk ve sıkıntı çekdirmeyesin.

O diyarlarda bulunan Allah’ın fakir kullarını gözleyesin. Sadakaya muhtaç bulunanları beytülmalden elbiselerini ve ihtiyaçlarını göresin. Fakirler Hak Teâlâ’nın kullarıdır. Beytülmâl-i Müslimin Allah’ın kullarının hakkıdır.

O diyarlarda seyyidlerden yaşayanlar var ise, ismi ve resmi ile tarafımıza arzedilip bildiresin. Devlet tarafından maaş tayin olunup Resulullah’ın evlatlarına bir veçhile sıkıntı çektirmeyesin.

Reâyâ fukarasının vergi olarak alınan zahirelerden başka yarım akçelik bir vergi ile dahi olsa rencide olmasına kat’iyyen rızam yoktur ki, bizim reâyâmızın rahat halini kâfirlerin reâyâsı görüp gıbta eylesinler. Meyl ve muhabbetleri bizim tarafımıza olsun.

Ve mümtaz kadılardan fazilet sahibi Mevlânâ Mustafa Efendi’yi ordu kadısı tâyin edip gönderdim. Vardığında en güzel şekilde Şer’i Şerif’e itaat edesin. ‘Ulemanın eti zehirlidir’ hadisi gereğince hatırını rencide eylemekten çokça sakınasın. Zira ‘Âlimler peygamberlerin vârisleridir’

Bazı köyler vakfetmeyi murad etmişsin. Allah’a yemin ederim ki feth olunan köylerin cümlesini vakfedersen makbulümdür. Vakfı arzu edilen köylerin müfredat defterlerini gönderesin. Senden sonra Osmanlı âilesinden gelen padişahlar ve vezirler ve beylerbeyiler ve sancak beyleri ve kadılar ve bilcümle ehl-i islamdan her kim senin evladına riayet eylemez ise Allah’ın laneti onların üzerine olsun! Mahşer günü dâvâcısı olup, düşmanlık ederim.

İmdi yâ Gazi Bâli Bey!

Sen dahi canla başla çalışıp din-i mübin uğrunda ve saltanat işlerine bağlılıkta gayret sarf edesin. Yiğitlerin bahadırlarını saklayasın. Atın sağlam ve kuvvetli olanını besleyesin. Ve kılıcını muhafaza edesin. Cömertlik kapısını açık tutasın.

Ni’me’l – Mevla ve ni’mennasîr, zikrini tekrardan hâli olmayıp zâhir ve bâtın erenlerinin himmetlerini yoldaş kılıp, ‘Üd’u rabbeküm tazarru’an..’ (Rabbinize yalvararak dua edin) âyetini boynuna hamail edip ve benim hayır duamı alasın. Hak Sübhânehû ve Teâlâ uğrunu açık, kılıcını keskin eylesin! Ve din düşmanları üzerine seni İslam askeri ilde daima muzaffer kılsın! İki cihanda yüzün ak olsun!

Şöyle bilip bu emr-i şerifimle âmil olasın! Sene 938 1532)”

Böyle bir padişahın duasına mazhar olan Gazi Bâli Bey’e, biz de dua edelim ve Allah ondan razı olsun diyelim.

 

https://www.yenisafak.com/yazarlar/dursun-gurlek/kanuni-sultan-suleymanin-muhtesem-mektubu-4674063