DURSUN GÜRLEK - BÜYÜK İSLAM ÂLİMİ VE AYASOFYA VÂİZİ MANASTIRLI İSMAİL HAKKI EFENDİ - 16 Mart 2025 Pazar

DURSUN GÜRLEK - BÜYÜK İSLAM ÂLİMİ VE AYASOFYA VÂİZİ MANASTIRLI İSMAİL HAKKI EFENDİ - 16 Mart 2025 Pazar

DURSUN GÜRLEK - BÜYÜK İSLAM ÂLİMİ VE AYASOFYA VÂİZİ MANASTIRLI İSMAİL HAKKI EFENDİ - 16 Mart 2025 Pazar


Eski İstanbul âlimlerinin ve vâizlerinin en önemlilerinden biri de Manastırlı İsmail Hakkı Efendi idi. Merhumun en önemli özelliği dört başı mamur bir hatip olmasıydı. İstanbul’un selatin camilerinde, özellikle Ayasofya’da yaptığı vaazlarla bu tarihi mâbedleri doldurup taşırıyor, cemaati âdeta galeyana getiriyordu. Bu hususiyetinden dolayı ona “Ayasofya Vâizi” ünvanı verilmişti. Ayasofya vâizlerine ayrıca “Kürsü Şeyhleri”de deniliyordu.

Merhum Eşref Edip Fergan, Şubat 1956 tarihli Sebilürreşad’da “Ebu’l – Ulâ Bey’le Beraber Nasıl Çalıştık, Sırat-ı Müstakim’i Nasıl Çıkardık?” başlığıyla neşrettiği yazısının bir yerinde Ayasofya Camii’ne devam ettiğini, Hoca Efendi’nin vaazlarını pürdikkat dinlediğini belirttikten sonra şunları söylüyor:

“Ben hukuku bitirdim. Doktora imtihanı veriyorum. Cuma günleri allame Manastırlı İsmail Efendi hocamızın meşhur Ayasofya kürsüsündeki derslerine devam ediyorum, not tutuyorum. Senelerce mektepte not tutmakla bu hususta oldukça meleke hasıl etmişiz. Her hafta tuttuğum notları topladığım zaman Ebu’l – Ulâ ve Faik Beylerle beraber okuyoruz, notlara çekidüzen veriyoruz. Sonra Manastırlı hocamızın Anadolu Hisarı’ndaki yalısına götürüyoruz. O da okuyor, tashih ediyor, daha sonra birer risale halinde bastırıyorum. Böylece daha mektebi bitirmeden muharrirliğe, eser neşrine başlamış oldum. (1324-1908)


Manastırlı hocamızın altmış kadar vaazını not ettim. Yedi dersini kitap halinde bastırdım. Bir kısmını da daha sonra çıkardığımız Sırat-ı Müstakim’in birinci cildinde neşreyledim.”

İlim ve irfan dünyamızın dört önemli ismi olan Ahmet Mithat Efendi, Mehmet Âkif Ersoy, Bediüzzaman Said Nursi ve Tahirü’l – Mevlevi benim bu büyük İslam âlimine duyduğum ilgiyi daha da artırdı.

Ahmet Mithat Efendiyle başlayacak olursak, bu zat bazı İslam klasiklerini önce sahibi olduğu Tercüman-ı Hakikat gazetesinde tefrika etti, sonra onların kitap halinde de yayımlanması için büyük bir çaba gösterdi. Mithat Efendi’nin eserlerinin neşredilmesi için destek verdiği müelliflerden biri de işte bu Manastırlı Hoca idi. Bu değerli bilginimiz aynı zamanda kuvvetli ve maharetli bir mütercimdi. Nitekim Suriye ulemasından meşhur Hüseyin el - Cisr’in “Risale-i Hamidiye” isimli önemli kitabını tercüme etti. Yaptığı şerhlerle kitabın değerini bir kat daha artırdı. O kadar ki Risale-i Hamidiye sanki kendi kaleminden çıkmış gibi ayrı bir özellik ve güzellik kazandı. Mütercimimiz, “Zaten tercümemizin şârihane olduğunu mütalaa erbabı elbette anlamıştır. Şârihlerin vazifesi ise, mücmel olanı tafsil ve muğlak olanı izah hususlarını da şamil olduğundan her sözü harfiyen tercüme etmeye mecbur değiliz” diyerek kendi tasarrufunu âşikar etti.


Mütercimimiz bu mukaddimesini takiben sözü Ahmet Mithat Efendi’ye getirip şöyle diyor:

“Bu kitabı mütâlâa eyledikçe müellifine muhabbetim, kârihasına hayretim ziyadeleşmekle beraber, muhterem Ahmet Mithat Efendi hazretlerine, kadirşinas himmetinden dolayı şükranlarımı arzetmekteyim. Efendi’nin ‘Müdafaa’ isimli kıymetli eseriyle İslam âlemine yâdigâr ettiği hizmetlerini takdir ile iftihar eylediğimiz gibi, ‘Fazilet öncekinindir’ fehvasınca Risale-i Hamidiyeyi de herkesten evvel nazar-ı mütalaasından geçirip, böyle kıymetli bir cevherden âlemi haberdar etmesi ve tercüme ve neşrine teşvik ve inayetle intişarına başlıca medar olmasından dolayı Habib-i Muhtar’ın şefaatine nâiliyet ile de bahtiyar olduğundan şüphe etmeyiz.”

Bediüzzaman Said Nursi merhum da, “Mektubat” isimli eserinde Manastırlı İsmail Hakkı Efendi’den bahsediyor ve onun tercüme ettiği işte bu Risale-i Hamidiye’nin ne kadar önemli bir kitap olduğunu dile getiriyor.


Edebiyat tarihine, şuara tezkirelerine ve şairlerin tercüme-i hallerine olan derin vukufiyetiyle tanınan ama daha çok “Mesnevi Şarihi” diye bilinen Tahirü’l – Mevlevi de, Aralık 1949 tarihli “İslam Yolu” mecmuasında, Ayasofya’yla ilgili olarak neşrettiği bir yazıda İsmail Hakkı Efendi’den şöyle söz ediyor:

“Benim yetiştiğim Ayasofya kürsü şeyhlerinin en değerlisi Manastırlı İsmail Efendi idi ki, hem âlimdi hem de muntazam söz söylerdi. Âyân âzalığına tayin olunduğu halde camideki vazifesine devam ederdi. Bir gün kürsüden inerken düşmüş ve bacağı kırılıp ölümüne sebep olmuştu. Halk ise bu kazayı İttihatçı oluşuna bir ceza diye yorumlamıştı.”

Manastırlı İsmail Hakkı Efendiyi, isterseniz biraz daha yakından tanıyalım:


Bu büyük İslam âlimi Miladi 1844’de Makedonya’nın güney batısındaki Manastır şehrinde dünyaya geldi. Aslen Konyalı bir aileye mensuptu. Asker kökenli olan bu ailenin, aynı zamanda ilim ve kültür bakımından da öne çıktığı kaynaklarda belirtiliyor. Dedesi Abdülvehhab Zâimi, Vak’a-i Hayriyye’de yeniçeri ocağının ortadan kaldırıldığı sırada kaçarak Manastır’a yerleşti. Babası asker emeklisi yüzbaşı Hacı İbrahim Efendi, annesi ise Hatice Hanım’dır.

İsmail Hakkı Efendi ilk tahsilini Manastır’da tamamladıktan sonra İstanbul’a geldi. Burada büyük âlimlerin ders halkasına dahil oldu. Huzur Dersleri’nin en seçkin hocalarından olup “Reisülulema” ünvanıyla büyük bir şöhret kazanan Tikveşli Yusuf Ziyaeddin Efendi’den (1829-1921) temel İslami ilimleri tahsil ederek icazet aldı.

İstanbul’daki tarihi camilerin kürsülerini şenlendirdi. Asıl şöhretini, Ayasofya’da yaptığı etkileyici vaazlarıyla kazandı. Halkın büyük ilgisine mazhar oldu. Ayrıca Osmanlı eğitim kurumlarında verdiği derslerle çok sayıda talebe yetiştirdi. Darülfünun’da Usûl-ü Fıkıh ve tefsir müderrisliği yaptı. Bu başarılarından dolayı dördüncü rütbeden Osmanlı nişanı ile ödüllendirildi. 16 Aralık 1908’de Meclis-i Â’yân üyeliğine seçildi ve devrin padişahı Sultan Reşad ile Rumeli seyahatine çıktı.


Manastırlı İsmail Hakkı Efendi, Aralık 1912’de Anadolu Hisarı’ndaki evinde vefat etti. Büyük bir cemaatin katılımıyla kılınan cenaze namazından sonra Fatih Camii haziresine defnedildi.

Şimdi de Mehmet Âkif Bey’e kulak verelim. Değerli şairimiz Hazret’in kaybından duyduğu büyük üzüntüyü şöyle dile getiriyor:

“Aman yâ Rabbi! Müslümanların çilesi dolmak bilmeyecek mi? Âlem-i İslam’ın başından musibet hiç eksilmeyecek mi? Bir yandan vatanın en kıymetli parçaları birer birer elimizden çıkıyor; öbür taraftan milletin en güzide evladı aramızdan çekilip gidiyor!

Hangi derdimize ağlayalım? Hangi felaketimizin mâtemini tutalım? Manastır’dan üç beş gün sonra, Manastırlı’yı da kaybeden vatan bugün de Ahmet Mithat’ın arkasından ağlıyor.


Manastırlı, müteahhirin-i ulemanın en büyük âlimlerindendi. Mevlânâ Hüseyin el – Cisr Suriye’nin, Şeyh Emin şark vilayetlerimizin en büyük hâkimi, en meşhur allamesi olduğu gibi Manastırlı da bu diyarın en mütebahhir bir âlim-i nihriri idi. Manastırlı altmış beş sene imtidad eden (uzayan) hayatının elli senesini İslami ilimlere vakfetmiş, bütün ömrünü okumakla, okutmakla geçirmiş bir vücud-u muhterem idi.

Manastırlı, irfanındaki azamet, hafızasındaki kudret, muhakemesindeki isabet, mesaisindeki ciddiyet, zekâsındaki faaliyet itibariyle pek nadir yetişen fıtratlardandır. Manastırlı kadar muntazam çalışmış, Manastırlı kadar çok okutmuş, Manastırlı kadar zamanını az israf etmiş ekâbiri (büyük zatları) biz, İslam’ın zaman-ı cahiliyeti olan bu devirde değil, edvâr-ı mâziye-i ma’rifetimizde bile o kadar mebzul (bol) göremiyoruz.

Manastırlı’nın hücre-i mesaisi pek zengin bir kütüphaneydi. Gecelerini hep orada okumakla, yazmakla geçirir, gündüzlerinin yarısını şehir kütüphanelerinde, yarısını da mekteplerde, tatil günlerini ise cami kürsülerinde imrâr ederdi.


Manastırlı, İslami ilimlerin her birinde ihâta-i külliye (tam bir ihata) sahibi olmakla beraber kendisinin en ziyade zevk aldığı, en ziyade uğraştığı ilim, fenn-i celil-i tefsir idi. Tâ İbn-i Abbas’tan zamanımıza gelinceye kadar kaç mâruf (tanınmış) müfessir yetişmiş ise, Manastırlı onların hepsini bilir, hepsini pek yakından tanır idi.

Manastırlı’nın büyük şöhret kazanmasına ise, Risale-i Hamidiye tercümesi sebep olmuştur. Bu tercüme de Ahmet Mithat Efendi’nin sayesindedir. Zira Manastırlı merhumu bu hayırlı işe sevk eden o zattır.”

Not: Âkif’imizin Manastırlı hakkındaki bu yazısının tamamını, ayrıca Ahmet Mithat Efendi’yle ilgili duygularını dile getiren yazısını da okumak için “Kur’an-ı Kerim’den Âyetler: Mehmet Âkif Ersoy” isimli kitabın sayfalarını çevirmeniz gerekiyor.

 

http://yenisafak.com/yazarlar/dursun-gurlek/buyuk-islam-alimi-ve-ayasofya-vaizi-manastirli-ismail-hakki-efendi-4684807