ALAADDİN YURDERİ - RUHUMUZU KARANLIKTAN KURTARAN ORUÇ AYDINLIĞI - 09 Mart 2025 Pazar

ALAADDİN YURDERİ - RUHUMUZU KARANLIKTAN KURTARAN ORUÇ AYDINLIĞI - 09 Mart 2025 Pazar

ALAADDİN YURDERİ - RUHUMUZU KARANLIKTAN KURTARAN ORUÇ AYDINLIĞI - 09 Mart 2025 Pazar


(Sezai Karakoç’un “İnsan ve Oruç” Şiiri Üzerine Bir Tahlil)

Sezai Karakoç, “Samanyolunda Veba” şiirinde bağbozumu zamanlarında samanyoluna baka baka büyüdüğü zamanları: “Nerde çocuklar gece yarılarından sonra / Çıkıp samanyoluna bakan / Bakarak çocukluğu uzatmaya çalışan” dizeleriyle, Ergani’de geçirdiği çocukluk günlerine gider. Gökteki sonsuzluğun insana duyurabileceği en gerçek anlamın “Samanyolu’na yüklendiğini belirten Ebubekir Eroğlu ”Kara ikliminin egemen olduğu şehirlerden birinde bir yaz gecesi geçirenler, samanyolunun bıraktığı hayret dolu izlenimlerin yabancısı değildir. Anadolu şehirlerinde samanyolunu seyretmenin, köpek seslerinin, tırtıl ötüşlerinin anlam yüklenmesini duyumsamanın özel bir zevki yaşanır.”1

Yaşadığı bu özel zevki, Hatıralar kitabının ilk cildinde, anlatan Sezai Karakoç: “Yaz geceleri, toprak olan damlarda ya da bahçelerde yatılır.  Gök, yıldızlarıyla adeta yere yaklaşır ve sonsuz zenginliğini bir ziyafet sofrası gibi sunardı. Yere serilmiş yataklarda adeta gözümüz, yıldızlar dünyasına kaymış dalar giderdik; sanki uykuyla göklere yükselir, yıldızlar âleminde bir rüya ikliminde dolaşır gibi yaşardık”2 der.

Gökteki yıldızların yere yaklaşması hadisesine bir “ziyafet sofrası” mecazıyla güzellik veren Karakoç, “gök sofrası” mecazıyla, oruca metafizik bir derinlik, yoğunluk ve genişlik yüklemiştir. Böylece oruç, mümin insanın her yıl bir ay katıldığı bir ruh şöleni, üstün insanların davetlisi olduğu tabiatüstü bir ziyafet, ”Samanyolunda Ziyafet” olarak zengin çağrışımlarla ruhumuzu karanlıktan kurtaran bir aydınlık mevsimi olacaktır.

İNSAN VE ORUÇ ŞİİRİ

Orucun, şair Sezai Karakoç’u tutup kendi ruhuna götürdüğü “İnsan ve Oruç” başlıklı şiirde, ruh, salkımlarla yüklenmiş bir sonbahar bağ kütüğü gibi şiir dünyasına dönüşmüştür. Bu bağlamda şiir, her yazının bir örgü halinde, iç dikişlerle birbirine bağlı olduğu “Samanyolunda Ziyafet” kitabının bütün özünün ortaya çıktığı fideliğidir denebilir. Bundan ötürü, güçlü bağ kütüğü gibi üzüm salkımlarıyla yüklü olan “İnsan ve Oruç” şiirindeki “ruhun sesi, dua, ten/vücut, hilkat günü, ilham dağı, kevser, diriliş, ab-ı hayat” imgelerindeki metafizik yoğunluk ve derin gramer üzerine konuşabilmek için kitapta yer alan, hikmetin uğradığı yazılara bakmak gerekmektedir.

Oruç, ruhun sesi gelir her yıl
Gümüş topuklarını dokundurur kalbimize
Vücut dönmeğe başlar bir tapınağa kurban gibi
Yapılır örtülür uçurumları yakan dualardan

Oruç vücudu ve vücudun özü olan kalbi diriltir...  Vücudun bu düzeni, bir yandan dünyayı, bir yandan ruhu döndürerek insanı uyandırmaktadır. (Samanyolunda Ziyafet, s.76) Vücut, durmaksızın ruha doğru bir atılım yapmadıkça bir nevi ölüme razı oluyor demektir... (Samanyolunda Ziyafet, s.77) Oruç, nasıl eşyayı yenilerse, insanın vücudunu, duygularını, beynini ve kalbini de yeniler...İşte yaşarken yaşamanın tadını, zenginliğini kaybetmiş olan vücut, onu tekrar bulmanın sevinciyle canlanır... Oruç içinde de vücut, varoluş gayesinin şuurunda daha çok diri, hazırlıklı ve canlıdır... Oruç, zamanın kirlettiği ve ölümün tozlarına batırdığı vücut ve ruh için, gözle görünmez bir gusül, bir teyemmümdür. (Samanyolunda Ziyafet, s.78) Ruh sanki yaratıldığı veya vücuda bağlandığı anda neyse, yine o hale gelmiştir. (Samanyolunda Ziyafet, s. 79) Kalplerimizi dolduran meleklerin saldığı gümüşsü ışık kınından sıyrılmış orucun diriltici kılıcıdır. Ruhlarımızın kendi içinde günahların blok taşlarıyla kapanarak bir kabir halini aldığı günde, Ramazan, yeşil bayraklarıyla ufukta beliren bir melekler ordusuyla birlikte çıkagelir. Gelir ve kurtarır ruhu (Samanyolunda Ziyafet, s. 80) Bu diriltici oruç kılıcının önünde insan“ bir kurban gibi teslim olsun. Böylece insan oruç ayı boyunca içinde görünmeyen tabiatı yavaş yavaş kurban etmiş olur.

Ten ruhun avuçlarının içinde
Hilkat günlerinin yeniden oluşun terlerini döker
İnsan gecesini değiştirir gündüzüne erer
Bir mevsime döndürür zamanı hiç değişmeyen

Ramazanlar, birbirine Müslümanların ruhunu ölmeden devr ve teslim ederler. Ve her ramazan eline aldığı ruhu hilkatteki ilk haline eş, uyanık ve diri; arınmış, tozsuz bir aynaya çevirir. (Samanyolunda Ziyafet, s. 80)“İnsanlar, öyle donmuş şartlar ve biçimler içine girer ki, ruh yaşama sevincini ve anlamını yitirir. Bu betonları kıracak bir çıkış yolu arar. İşte oruç, külü deşer, betonları kırar, eskiyen dünyayı tazeler, alışkanlıkları elastikleştirir, donmalarını önler, içgüdüleri pırıl pırıl yapar, insanı melankoliye düşmekten, yani eşyayla ilgiyi kesmekten korur, kâinatı yeniden yaşanmağa değer bir yer haline getirir, insanı yeni doğmuşçasına yaşamaya hevesli, iştihalı bir yeni insan yapar.” (Samanyolunda Ziyafet, s.8) Ruh, sanki yaratıldığı veya vücuda bağlandığı, anda/hilkat günlerinde neyse, yine o hale gelmiştir. (Samanyolunda Ziyafet, s.79)

Oruç, bu ümmete bağışlanmış, sağı ölüden, diriyi cansızdan ayıran, fark ettiren kutlu bir nimet ve emanettir. İnanmış adamın ruhunu, karanlık ruhların baskısından kurtarıp onu bir hilal gibi hafifleten, kuşkuyu, kaygıyı, nimete çöken telaş ağırlığını, boğaz sıkan tedirginliği yakan bir ateş emaneti. Ateş gibi gelen bir emanet. Bir emanet ki gelir gelmez, bizi, bizdeki emanetlerin sahibi yapmağa başlar. Evimizi ev yapar, yabancılaşan şehrimizi kendi şehrimiz yapar, uzuvlarımıza göğün mührünü vurur, ruhumuzu kölelikten azat eder. (Samanyolunda Ziyafet, s. 45-46)

Bu beşinci bir mevsimdir. Her yıl kendine mahsus bir mevsim, beşinci mevsim, uhrevi ve ulvi bir mevsim gibi gelip insanı bütünüyle kavrayan ramazanları da hatırlar. (Samanyolunda Ziyafet, s.128)

İnsanın olma vaktidir bu erme fırsatı
Ruh emzirir anne gibi yeri göğü fecri
Yeni bir insan gelip nöbete duracaktır
Eskisi çürümüş bir heykel gibi devrildiğinden

Oruç geliyor ve bir anne gibi bizi teselli ediyor. (Samanyolunda Ziyafet, s.52) Zamanın dirilişi de, evrenin dirilişine, sonra, evrenin, eşyanın tazelenmesinden geriye doğru sıçrayan diriliş, vücut canlanışında, sıhhatli bir dalgalanma yapacak, oradan tekrar ruha geçecektir. Ruh, vücut ve evren arasında, oruçlu bulunduğumuz sürece bu gidiş gelişler, bu med ve cezirler insanın oruç aracılığıyla ilerlemesinin fonudur. (Samanyolunda Ziyafet, s.78-79) Yıkıcı kuvvetler karşısında yiğitçe direnmek için, orucun gözüyle gören, orucun kulağıyla işten, orucun eliyle iten, orucu yaşayarak ölümü yenen bir göğdeyle göğdelenen bir oruç insanı, orucun adamı olmak gerekmez mi? Kur’an, namaz ve oruçta dirilen bir İslam insanı olmak: işte çağımız Müslümanının tek varoluş şartı. (Samanyolunda Ziyafet, s. 56)

Ey oruç, diriltici rüzgâr, İslam baharı
Es insan ruhuna inip yüce ilham dağından
Kevser içir, âbıhayat boşalt kristal bardağından
Susamış ufuklara insan kalbinin ufuklarına

“Oruç mimarı, vücudu bir yandan yenilerken, öte yandan elini ruha atar. Her mü’min kendi gücü çerçevesinde Cebrail’in bir kanadının ruhuna çarptığını duyar. Vücudun ördüğü kuleler içinde sıkışmış ruh, ilkin bir yandan içeriye bir sabah ışığının sızdığını görür, cezbedilmiş gibi oraya döner. Sonra ışık artar ve kurtarıcı bir güneş ışığı halini alır. Ruh yaralarını o ışığa tutar ve yaraları, bir cüzzamlının iyileşmesi gibi kurumaya ve sönmeye başlar. Sonra ışık kuleyi yıkmağa başlar. Ruh, dışarıya, petekten sızan bir bal gibi sızar, sızar. (Samanyolunda Ziyafet, s. 32)

Oruç içinde vücut, varoluş gayesinin şuurunda daha çok diri ve hazırlıklıdır.  Ruha atılan diriliş oradan vücuda sıçrar, vücudu da diriltir. Ruh ve vücudun yeni bir diriliş yoluna girişi, insanın dirilişi demektir.  (Samanyolunda Ziyafet, s. 78) Şirk suları, şüphe kireçleri, kuşku tozları, yüreğimizde beliren o ab-ı hayat veya iksir ışığıyla, kevserle yıkanır, arınır. Ruh, sanki yaratıldığı veya vücuda bağlandığı, anda neyse, yine o hale gelmiştir. (Samanyolunda Ziyafet, s.79)

Zaman, insanı hep ölüme doğru götürürken, ramazan gelir diriliş ayı başlar, oruç ayı insanı ölüme değil, diriliş aydınlığına götürür. Ab-ı hayatta yıkanmaya, çiğ tanesinde göğü seyretmeğe ve gökkuşağının altından geçmeğe. (Samanyolunda Ziyafet, s. 122)

 

1- Ebubekir Eroğlu, Sezai Karakoç’un Şiiri, Bürde Yayınları, İstanbul 1981, s. 77.

2- Sezai Karakoç, Hatıralar I, Diriliş Yayınları, İstanbul 2022,  s. 35.

 
  •  

Kaynak: Ruhumuzu karanlıktan kurtaran oruç aydınlığı - ALAADDİN YURDERİ